Brüksel; Avrupa’da gördüğümüz yerler arasında pek ısınamadığımız, bazı yerlerini de sevmekten geri duramadığımız bir şehir. Brüksel ile yıldızımızın bir türlü barışamamasının nedeni de muhtemelen Avrupa’nın diplomatik ve siyasi merkezlerinden biri oluşundan ileri geliyor. Bildiğiniz üzere, kendisi  çok sayıda uluslararası siyasi ve politik organizasyona ev sahipliği yapıyor. İçlerinde de ilk akla gelen şüphesiz Avrupa Birliği. Eh, durum böyle olunca şehrin üzerine bir ağırlık çöküyor, gezerken hissettiğiniz ilk şey buram buram bürokrasi oluyor…

Brüksel; hafif Fransız, çoğunlukla Flaman, biraz soğuk, biraz burnu havada. Pes etmiyoruz; her olumsuz özelliğini bir kenara alıp Brüksel’in güzelliklerine odaklanıyoruz! Hadi yine iyiyiz; çünkü şehir tam bir müze bombardımanı. Üstelik Avrupa’nın eski tarihi dokusunu barındıran köşeleri halen var ve bazı sokakları da dev mural’lar sayesinde rengarenk!

BRÜKSEL’DE GEZİLECEK YERLER

Brüksel’in merkezi için güzel bir yürüyüş rotası çıkardık. Listenin sonundaki Atomium hariç, hepsini ilk güne sığdırabilirsiniz. Atomium için toplu taşıma kullanmak gerek, hızlı davranan onu da aynı güne sığdırabilir. Brüksel’in esas mevzularından biri kesinlikle müzeleri! Onları da gezilecek yerler listesinin altında, Brüksel Müzeleri başlığı altında topladık. İyi gezmeler!

#1 Cathédrale des Saints Michel et Gudule:

Brüksel’in koruyucu azizleri Aziz Michael ve Aziz Gudula’ya adanan katedral, şehrin en görkemli mimarilerinden biri. Orta Çağ’dan günümüze uzanan bu Roma Katolik kilisesi Gotik stili ile öne çıkıyor, hatta biraz da Paris’teki Notre Dame Katedrali’ni andırıyor diyebiliriz. Kilisenin tamamlanması neredeyse 400 yıl sürmüş, eh bu kadar emek, Brüksel’i gezmeye buradan başlayarak kendisini biraz onore edebiliriz diye düşündük. Kilise aktif çalışıyor, ücretsiz ziyaret edilebiliyor.

Adres: Place Sainte-Gudule

#2 Galeries Royales Saint – Hubert:

Brüksel’de en sevdiğimiz yapılardan biri de katedralin yakınındaki St. Hubert Pasajı. Şehir merkezinin tarihi mimarisi bazı noktalarda Paris’i andırıyor; işte St. Hubert Pasajı da o noktalardan. Burası yan yana dizili mağazalardan oluşan bir nevi alışveriş merkezi. Aslında dünyanın ilk avm’lerinden, kendisinin Milano’daki Galleria Vittorio Emanuele II’den bile eski olduğu söyleniyor. İçinde neler var derseniz; bol bol şekerlemeci, çikolatacı, makaron süslü vitrinler! Tabii, turistik bir yer olduğu için fiyatlar yüksek ama 3-4 tane çikolatadan o kadar da zarar gelmez bizce. 😊

Adres: Galerie du Roi, 5

#3 Grand Place:

Brüksel’de sevdiğimiz yerlerden biri de şehrin ana meydanı olan Grand Place. Gerçekten de adının hakkını veren kocaman bir meydan, 1998 yılından beri de UNESCO koruması altında. Çok uzun yıllar önce bir pazaryeri olarak kullanılan, daha sonra bir ticaret merkezine dönüşen Grand Place, günümüzde Brüksel’in en turistik yeri olarak şehrin önemli mimarilerine de ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda bir buluşma ve sosyalleşme merkezi. Sağınızda solunuzda yere çöküp hızlıca bira – patates moduna geçen gruplar görmeniz an meselesi. 😊

Grand Place’de dikkatinizi çekecek ilk yer eski belediye binası Town Hall ya da Fransızca adıyla Hotel de Ville. Gotik stili ile resmen şov yapan bir mimariye sahip. İçi kişi başı €5’ya, Brussels Card ile ücretsiz gezilebiliyor. Aynı zamanda turizm ofisinin de bulunduğu yer. Hemen karşısında Maison du Roi olarak geçen Kral’ın Evi’ni (King’s House) görebilirsiniz. Başta ekmek satılan bir yermiş, daha sonra bir dük tarafından satın alınıp taş ile yenilenmiş, aynı dük daha sonra İspanya Kralı olunca evin de adı Kral’ın Evi olarak değişmiş. Maison du Roi, şu an Brüksel Şehir Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Gezmek isterseniz giriş ücreti €8, Brussels Card ile ücretsiz.

Grand Place’de göreceğiniz tarihi evler zamanında Brüksel’in ileri gelen tüccarları tarafından yaptırılmış; bazıları ev, bazıları dükkan, bazıları da lonca birliği olarak kullanılmış. Şimdi ise kafe, restoran ve mağazaya dönüştürülmüş durumda.

Buradaki çoğu mimarinin 1695 yılında gerçekleşen bombardımanla tahrip olduğunu ve ilerleyen yıllarda orijinaline sadık kalarak ya da o dönemin özellikleriyle yeniden inşa edildiğini ekleyelim. Şu an görecekleriniz günümüze büyük olasılıkla 1800’lü yıllardan ulaşmıştır. Bir de, Grand Place’de her iki yılda bir Ağustos ayında gerçekleşen Flower Carpet etkinliği oluyor. Denk gelirseniz çiçeklerden yapılan bu büyüüük dekoru da görmüş olursunuz.

#4 Manneken-Pis Heykeli:

Brüksel denince akla gelen ilk şey sanırız bu Manneken-Pis adlı işeyen çocuk heykeli. Denmesine gerek de yok aslında, gittiğinizde her yerde karşınıza çıkıyor zaten. El kadar bir heykel-cik; ama önündeki kalabalık asla bitmiyor, insanlar fotoğraf çekileceğiz diye resmen ölüp bitiyorlar. Bu kadar merak edilmesi, ilgi görmesi gerçekten de Brüksel halkının başarısı. O noktada kendilerini tebrik ediyoruz…………..

Manneken-Pis, 17.yüzyılda J. Duquesnoy tarafından Brüksel’in asi yönünü ve saygısız tavrını gösterme amacıyla yapılmış. Bir çeşme üzerinde duran heykel gel zaman git zaman çeşit çeşit kıyafetle giydirilmeye başlanınca heykel kısa süre içinde şehrin sembolü oluvermiş. Manneken-Pis için bir ara o kadar sık yeni kıyafet dikilir olmuş ki heykelin 800’den fazla kıyafetten oluşan bir gardrobu bile varmış. Gelenek hala devam ediyor, gittiğinizde siz de göreceksiniz. Tabii, bu kadar popüler bir simgenin başı beladan da kurtulmuyor. Heykel birkaç kere çalınmış, bulunmuş, son seferde kırılarak parçalara ayrılmış. Yani bugün göreceğiniz heykel aslında o kırık orijinal parçalardan yapılmış bir kopya; ama bu sizi ne kadar etkiler bilemiyoruz. Çok da fazla büyütmeye gerek yok, zira kendisi ‘Dünyanın En Hayal Kırıklığına Uğratan Turistik Noktaları’ listesinde 3. sırada.

Adres: Rue de l’Etuve

#5 Place du Jeu de Balle:

İkinci el pazarlarını gezmeyi seviyorsanız Brüksel’deki Jeu de Balle Meydanı’na mutlaka uğrayın. Burada her gün kurulan Place du Jeu de Balle Market ya da diğer adıyla Old Market, bir ikinci el ve vintage pazarı. Özelliği, dünyada 365 gün açık kalan tek antika ve ikinci el pazarı oluşu. Denk gelmişsinizdir; bu tip pazarlar biraz keyfe keder oluyor. Hava yağışlıysa ya da hafta içiyse açılmayabiliyor. Burası, tam tersine, her gün açık.

Pazarda antika objeler, porselenler, aynalar, kağıt ve kumaş ürünler, vintage kıyafetler, kitaplar, ve plaklar gibi nostaljik çok fazla eşya ile karşılaşacaksınız. Kural erkenden gitmek! Hafta içi 07:00 – 14:00 arası, hafta sonu 07:00 – 15:00 arası açık. Öğleden sonra tezgahlar boşalmaya başlıyor.

#6 Place du Grand Sablon:

Geçelim bir sonraki meydana! Place du Grand Sablon, Brüksel’in nezih semtlerinden Sablon’da yer alan iki meydandan büyük olanı. Sablon’un elitliği zaten sokaklarında gezinirken kendini hemen belli ediyor, en önemli özelliklerinden biri de antika mağazalarıyla dolu olması. Antika konusu sadece mağazalarda değil, meydanda da devam ediyor. Geziniz hafta sonuna denk gelirse Grand Sablon Meydanı’nda kurulan antika pazarını da gezmeyi ihmal etmeyin.

Sablon çevresi lüks moda markalarının mağazalarını ve zilyon çeşitli çikolata butiklerini gezmek için de isabetli bir rota. Sablon’da dolaşırken Brüksel’in bir diğer Gotik mimari harikası Eglise Notre-Dame des Victoires du Sablon kilisesi de karşınıza çıkacaktır.

#7 Palais Royal:

Palais Royal, 1731’deki yangınla tahrip olan Brabant Dükleri Sarayı’nın yerine yapılmış bir kraliyet sarayı. Günümüzde kraliyet ailesinin yaşadığı yer olmamakla birlikte kendisinin idari işleri için kulladığı bir ofis diyebiliriz. Eh, monarşinin bir göstergesi olacaktı mutlaka, Palais Royal’in de idari ofis olarak kullanılmasını bu şekilde düşünebilirsiniz. Kraliyet Ailesi’nin bireyleri, Kral ve Kraliçe’nin hizmetinde çalışan kişiler, kabine ve sekreterlikler hep burada. Saray ayrıca özel davetler, resepsiyonlar ve toplantılar için de sıklıkla kullanılıyor. Aktif hareketliliği olduğundan yılın büyük bölümünde ziyarete kapalı; ancak 1965’ten bu yana her yaz Ulusal Tatil süresince, 21 Temmuz’dan Eylül’e kadar gezilebilmesi için halka açılıyor. Biz o aralığa denk gelemedik maalesef.

Adres: Rue Brederode, 16

Palais Royal’i gezmeyecek olsanız bile olduğu yere gitmenizde fayda var; çünkü burası aynı zamanda Brüksel’in müzeler bölgesi. Sarayın çevresinde müzik enstrümanlarının sergilendiği Musee des Instruments de Musique, Belçikalı ressam Rene Magritte’in eserlerinin bulunduğu Musee Magritte, Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi olan Musees Royaux des Beaux Arts de Belgique ve Belçika’nın 1868 – 1914 arasındaki sanat dönüşümünü anlatan ve farklı akımlara ait resimlerin kronolojik olarak sergilendiği Musée Fin-de-Siècle Museum gibi müzeleri gezebilirsiniz.

Bu çevrede görmeniz gereken bir diğer yer de Saint Jacques-sur-Coudenberg Kilisesi. Zaten neoklasik mimarisi ve sütunları ile kesin dikkatinizi çeker.

#8 Parc de Bruxellas:

Brüksel’in halka açık ilk parkı olan Parc de Bruxellas, yürüyüş esnasında mola vereceğiniz bol yeşilli bir yer. Tamam, belki büyüklük konusunda bir Hyde Park değil ama yine de merkezde küçük de olsa bir parkın olması insanı mutlu ediyor. Sonuçta bunu bulamayanlar da var……. Bu listedeki rotada gezinirken içinden geçeceksiniz, yani ekstra bir çaba sarf etmenize gerek olmayacak. Etrafında büfeler olduğu için burada bir şeyler atıştırabilirsiniz, hava da güzelse şehir merkezinde doğayla buluşmanın vaktidir!

#9 Cinquantenaire:

Parc de Bruxellas’ın doğusuna doğru yürüdüğünüzde, yine ona benzer bir park olan Cinquantenaire’ye ulaşacaksınız. Park, içinde çeşitli bahçeler, müzeler ve anıtlardan oluşan geniş bir kompleks gibi. Parkın içinde Belçika’nın bağımsızlığa kavuşmasının 50. yılına adanan üç kemerli Zafer Takı, sanat ve tarih temalı Musées royaux d’Art et d’Histoire, askeri müze Musée Royal de l’Armée et d’Histoire Militaire ve otomotiv müzelerini gezmeyi sevenlerin uğramadan geçmediği Autoworld bulunuyor. Müzelerle ilgili notları yazının devamındaki Brüksel Müzeleri bölümünde okuyabilirsiniz.

#10 Atomium:

1958’de Brüksel’de gerçekeşen Expo 58 için inşa edilip daha sonra şehrin simgesi haline gelen Atomium, 165 milyar kat büyütülerek demir kristallerinden yapılan bir atom. Bilime ve nükleer güce olan inancı göstermek amacıyla yapılan bu atomu oluşturan 9 küre arasında yürüyüşe çıkıp Atomium’u anlatan sergiyi gezebilirsiniz. En üst katında da bir restoran ve seyir terası bulunuyor. Girişi €16, biz Brüksel’de pek vaktimiz olmadığı için buraya gidemedik ama görmek isterseniz bu detaylar aklınızda olsun.

BRÜKSEL MÜZELERİ

Brüksel müze konusunda en iddialı Avrupa şehirlerinden biri, bu konuda övmeden geçemeyiz. Şehirde 150’nin üzerinde müze var; gerçekten de aklınıza gelebilecek her konuda, her temada bir müze açmışlar. Hangi birine gidelim diyenler için aşağıda favorilerimizi kısaca özetleyelim istedik. Yoksa işin içinden çıkmak çok zor! 🙂

#1 Musée de la ville de Bruxelles: Brüksel Şehir Müzesi, Brüksel’in şehir tarihini anlatan etnografik özellikte. Giriş ücreti €8, Brussels Card ile ücretsiz.

#2 Musee des Instruments de Musique: Müzik tarihini anlatak ve müzikal enstrümanların sergilendiği detaylı bir müze. 7.000 obje içeriyor. Giriş ücreti €10, Brussels Card ile ücretsiz.

#3 Rene Magritte Museum: Belçikalı ressam Rene Magritte’in yaşadığı evde kendisinin kişisel eşyaları ve çalışmaları sergileniyor. Brüksel’deki iki Magritte müzesinden biri burası. Giriş ücreti €10, Brussels Card ile ücretsiz.

#4 Musees Royaux des Beaux Arts de Belgique: Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi, farklı sanat akımlarını bir araya getiren geniş bir koleksiyona sahip. Magritte Museum ile kombine satılan biletleri €15, Brussels Card ile ücretsiz.

#5 Musee Magritte Museum: Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi’nden geçişi olan Musee Magritte’te sanatçının eskizlerini, tuval ve çalışmalarını kronolojik olarak inceleyebilirsiniz.

#6 Musée Fin-de-Siècle Museum: Belçika’nın 1868 – 1914 arasındaki sanat dönüşümünü anlatan ve farklı akımlara ait resimlerin kronolojik olarak sergilendiği bir müze. Musees Royaux des Beaux Arts de Belgique ile kombine satılan biletleri €10,Brussels Card ile ücretsiz.

#7 MIMA the Millennium Iconoclast Museum of Art: Deneysel ve viral çalışmaların ağırlıkta olduğu sokak sanatı temalı bir müze. Kanalın kıyısında eski bir bira fabrikasında yer alıyor. Giriş ücreti €9,5, Brussels Card ile ücretsiz.

#8 Autoworld: Arabalara meraklı olanların favorisi, 1890’lardan günümüze 400 aracın sergilendiği müze. Giriş ücreti €12, Brussels Card ile ücretsiz.

#9 Train World: Autoworld’ün tren versiyonu olan müze, buharlı trenlerden modern versiyonlara demir yolu ve tren taşımacılığı tarihini anlatıyor. Bulunduğu yapı da tarihi bir istasyon. Giriş ücreti €12, Brussels Card ile ücretsiz.

#10 BOZAR: Diğer adıyla Centre for Fine Arts, sanatın her alanının buluşma merkezi. Performans sanatları için ayrılan çeşitli alanların yanı sıra BOZAR’da aynı anda birçok süreli sergi de gerçekleşiyor. Takvimini detaylı incelemek lazım, Brüksel’in en iyilerinden. Giriş ücreti €10, Brussels Card ile ücretsiz.

#11 Horta Museum: Belçikalı Art Nouveau mimarı Victor Horta’nın yaşadığı ve şu an UNESCO koruması altında olan ev, Horta’nın kişisel eşyaları ile müzeleştirilmiş. Evin dekorasyonu Art Nouveau akımını sevenler için ideal. Giriş ücreti €10, Brussels Card ile ücretsiz.

#12 Comics Art Museum: Brüksel’in çizgi roman temalı, rengarenk, en sevilen müzelerinden. Çizgi romanlarla ilgili geniş bir dokümantasyonu var, içinde de hem süreli hem de kalıcı sergiler bulunuyor. Giriş ücreti €10, Brussels Card ile ücretsiz.

BRÜKSEL’DE BRUSSELS CARD GEREKLİ Mİ?

Brüksel’de tam merkezde konaklamayacaksanız, yürüyerek gezmekten pek hoşlanmıyorsanız ve müze gezmeye meraklıysanız Brussels Card işinize çok yarayacaktır. Tüm toplu taşıma araçlarında geçmesi zaten bir avantaj; ilk kullanımda aktive ettikten sonra 24 saat süreyle kullanabiliyorsunuz. Diğer yandan, sonuçta TL’yi Euro’ya çevirip de geziyoruz. Müze gezmeye kararlıysanız, yukarıda giriş ücretlerini yazdık, gitmek istediklerinizi topladığınızda rakam günlük kart ücretini geçiyorsa Brussels Card yine işinize gelecektir.

24 saatlik olan €28, 48 saatlik olan €36, 72 saatlik kart ise €44. Biz Brüksel’i bu kart ile gezdik ve hakkını da fazlasıyla verdiğimizi düşünüyoruz. 😊 Kartın avantajlarını web sitelerinden inceleyebilirsiniz.

BRÜKSEL SOKAK SANATI VE BRÜKSEL MURAL’LARI

Brüksel sokakları şehrin genel ruhundan bağımsız sokak sanatı ile bizi oldukça şaşırtmıştı. Çizgi roman karakterlerine olan sevgisi müzesinden belli; ancak bir de Tintin (bize göre Tenten) gerçeği var ki onu da şehrin çeşitli noktalarında graffiti ve mural olarak görmeniz mümkün. Tabii, bu sokak sanati Tintin ile sınırlı değil. Hiç de üşenmemişler, her birini dev dev, bina boyu yapmışlar.

Birkaçını gördünüz mü insanı bir merak alıyor, hangi sokaklarda hangi çizgi roman karakterleri var diye düşüyorsunuz peşine. İşinizi kolaylaştırmak için gitmeniz gereken sokakların birkaçını sıralayalım.

Rue de l’Étuve, Rue du Marché au Charbon 19, Rue du Treurenberg, Rue de Laeken 111, Rue de Flandre 109, Rue de la Buanderie 19, Rue de la Buanderie 33-35, Rue du Bon Secours 9 ve  Plattesteen bizim favorilerimiz. Tam listeyi incelemek isteyenleri şu sayfaya alalım.

BRÜKSEL YAKININDA GEZİLECEK YERLER

Biz iki beyaz yakalı olarak seyahatlerimizi 3-4  günlük planlıyoruz; haliyle bir ülkeden başka ülkeye geçme şansımız olmuyor. Ama Brüksel’e kadar gelmişken; Belçika’nın Gent, Antwerp ve Brugge şehirlerini de her biri günübirlik olacak şekilde planınıza dahil edebilirsiniz. Brugge ve Gent için hazırladığımız gezi rehberlerini aşağı bırakalım.

Belçika seyahatinizde vaktiniz çoksa buradan kolayca gidebileceğiniz diğer Avrupa şehirleri arasında Amsterdam, Paris ve Londra da var. Onların gezi rehberlerini de aşağıda görebilirsiniz.

BRÜKSEL’E NE ZAMAN GİDİLİR

Avrupa’nın çoğu turistik şehrinde olduğu gibi, Brüksel de resmi tatillerde ve yaz sezonunda aşırı kalabalık oluyor. Denemiş ve yaşamış bir blog olarak Haziran’ın ortasından itibaren Temmuz ve Ağustos aylarında burası giderek kalabalıklaşıyor. Bizce en iyi zamanlar Mayıs, Eylül ve Ekim. Haziran’ın ilk haftası da sıcak havalar açısından gayet uygun.

Yaz dönemi kalabalık dedik; ama bir konunun altını çizmeden geçmeyelim. 😊 Haziran ayı, Belçika’nın coğrafi konumu nedeniyle Brüksel’in en uzun günlerini yaşayabileceğiniz dönem. Bizim gezimiz de Haziran’ın ilk haftasına denk gelmişti. Programımız çok sıkışık olmasına rağmen, gittiğimiz dönemde hava 22:00’de kararmaya başladığından planladığımız her yeri görebildik.

Brüksel’e gelebileceğiniz bir diğer güzel dönem de Kasım – Aralık arasında Noel pazarlarının kurulduğu aralık. Her ne kadar kalabalık ve soğuk da olsa, Brüksel Avrupa’nın en iyi Noel pazarlarından birine ev sahipliği yaptığı ve o zamanda fazla görkemli bir hal aldığı için planlar arasına katmakta fayda var.

BRÜKSEL HAVALİMANI ULAŞIMI

Brüksel’de iki havalimanı bulunuyor; biri şehirden trenle 20 dk uzaklıktaki Brussels Zaventem Airport, diğeri ise genellikle low cost havayollarının kullandığı Brussels South Charleroi Airport. Türkiye’den her ikisine uçmak mümkün.

Charleroi Havalimanı’ndan Brüksel Merkeze Ulaşım

Öncelikle low cost havalimanı Brüksel Charleroi’den Brüksel merkeze ulaşımı anlatalım. Brüksel Charleroi Havalimanı şehir merkezine araçla 1 saat uzaklıkta. Charleroi’den Brüksel merkeze gitmek için ilk seçenek kapıdan çıktığınızda bilet satış noktasını göreceğiniz Flibco shuttle’ları. Havalimanı biraz uzak olduğu için ulaşımı da pahalı. Tek yön €17, gidiş – dönüş €34. Flibco otobüsleri sizi havalimanından Brussels Midi tren istasyonuna götürüyor.

Brüksel Charleroi Havaliman’ndan merkeze gitmek için daha ekonomik ama aktarmalı olan seçenek ise TEC-Bus A otobüsü ile Charleroi South tren istasyonuna gidip orada da trenle Brüksel merkeze ulaşmak. TEC-Bus A otobüsü kişi başı €5, Brüksel merkeze giden tren ise €9. Her halükarda pahalıya geliyor, bizce Flibco otobüslerini kullanmak daha mantıklı.

Brüksel Zaventem Havalimanı’ndan Brüksel Merkeze Ulaşım

Zaventem Havalimanı, Brüksel Havalimanı olarak geçiyor ve merkezden 20 dakika mesafede. Daha yakın olduğu için, Charleroi Havalimanı’na kıyasla daha makul fiyatlarda merkeze gidilebiliyor. Taksi ulaşımı ortalama €40-45 tutuyor, grupça gezenlerin aklında olsun.

Zaventem Havalimanı’ndan Brüksel merkeze toplu taşıma ile gidecekler için ilk alternatif tren. Zaventem tren istasyonundan her 15 dakikada bir Brüksel tren istasyonlarına giden tren kalkıyor. 24 saat boyunca hizmet verdikleri için tren kullanmak çok popüler. Tren bileti kişi başı €8, yolculuk 15 dakika sürüyor.

Zaventem Havalimanı’ndan Brüksel merkeze otobüsle de gidebilirsiniz. Bunun için STIB otobüslerini kullanabilirsiniz; biletler otomatlardan alınabiliyor ve kişi başı €4,5. Kullanabileceğiniz iki hat var. İlki Pazartesi – Cuma arası 20:00’a kadar çalışan 12 no’lu hat. Yaklaşık 30 dakikada şehir merkezine varıyor. Brüksel’e hafta içi 20:00’dan sonra ya da hafta sonu gelecekseniz, 21 no’lu hattı kullanmanız gerek.

BRÜKSEL’DE NEREDE KALINIR

Belçika gezimizi Brüksel – Brugge – Gent şeklinde planlamıştık. Brugge ve Gent’e Brüksel’den gitmek kolay olduğu ve kısa sürdüğü için bu gezinin tamamında Brüksel’de konaklamayı tercih ettik. Otelde yana seçimimiz Motel One Brussels’di. Grand Place’e yürüyerek 10 dakika olması bizim için büyük kolaylıktı. Haziran ayında gittiğimiz için hava 22:00 gibi kararmaya başlıyordu ve biz de böylece rahat rahat gezdik, bol bol yürüdük. Motel One genel olarak tercih ettiğimiz bir otel zinciri, Brüksel şubesini de tavsiye ederiz.

Brüksel’de otel yerine ev konaklaması yapmayı planlıyorsanız sizi Airbnb’ye alabiliriz. Airbnb ile ilk kez konaklayacaklar için 130 TL indirim sağlayan üye olma linkimizi buraya bırakıyoruz. Siz indirimli rezervasyon yaparken biz de kredi kazanıyoruz, böylece hep birlikte ekonomik geziyoruz.

Brüksel’de konaklama önerileri ile birlikte Brüksel Gezi Rehberi’mizin sonuna geldik. Tüm gezi notlarımıza ve fotoğraflarımıza Instagram’da @nesemcelikkaya hesabından ulaşabilirsiniz. Bizi takip edin, birlikte gezelim!